Yazmaz.com | Türkiye & Dünya Gündemi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Türkiye Gündemi
  4. »
  5. “Biz Can Diyoruz, Onlar Malımız Diyor!”

“Biz Can Diyoruz, Onlar Malımız Diyor!”

admin admin -
1 0

Depremin meydana geldiği günden bugüne dek kamuoyunu aydınlatmaya çalışan, katıldığı canlı yayınlarda depremlerle ilgili açıklamalarda bulunan, twitter paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan ardından hakkında yurt dışı yasağı konularak serbest bırakılan Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, İzmir ziyaretinde Bilim Sağlık Haber Ajansı (BSHA) ile buluştu. Üzerinden bir ayı aşkın bir zaman geçen Kahramanmaraş merkezli depremler ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Ercan, sorularımızı yanıtladı. “Bir jeofizik mühendisi olarak ikamet edeceğiniz binayı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?” sorumuza “İstanbul’da oturduğum binanın depreme dayanıksız olduğunu belgeledim. Terzi kendi söküğünü dikemiyor. Biz canınız tehlikede diyoruz, onlar malımız diyor. Türkiye’nin gerçek sorunu budur” dedi. 

Ulaşılamayan 90 Bin Kişi Ölü Ya da Diri Nerede?

Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden bir ayı aşkın bir zaman geçti. Depremde can kayıplarının 48 bin 448’e yükseldiği açıklandı. Enkaz başlarında yakınlarına hala ulaşmayı bekleyen, enkazlardan çıkan çıkamayan kişi ve kişilere ulaşmaya çalışan çok sayıda depremzede var. Kahramaraş depremleri meydana gelmeden önce, bölgede deprem olacağına ilişkin açıklamalarda, hatırlatmalarda bulunan, Bilim İnsanı, Yüksek Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, BSHA ile Karşıyaka’da bir araya gelerek sorularımızı cevapladı. Büyük deprem felaketinin yaşandığı ilk andan itibaren yaptığı açıklamalarla kamuoyunu bilgilendirmeye ve aydınlatmaya çalışan Prof. Dr. Ercan, Kahramanmaraş depremlerine ilişkin bir ayın ardından değerlendirmelerde bulundu. Yaşanan can kayıplarının, kayıt dışı kayıpların ya da yaşayan insan sayılarının, yapı yıkım rakamlarına ilişkin net veriler olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, “Büyüklüğü 7,9 olarak geçen ortalama yıkım gücü 11 olan, ama Antakya’da yıkım gücü 12 olarak belirlenen, yani yıkım eşiğinin en son basamağı olan ilk deprem, insanların geçim sıkıntısı çektiği bir dönemde kara kışta saat 04:17 gibi uykuda olunan bir zamanda meydana geldi. Meydana gelen deprem sıradan bir deprem değildi, olağanüstü bir depremdi. Bu nedenle olabilecek en büyük yitimle karşı karşıya kaldık. Hesaplarıma yaklaşık en az 250 bin kişi göçük altında kaldı. Şu anda yaklaşık 50 bin kişinin ölü çıkarıldığı söyleniyor. 110 bin kişinin de yaralı olarak kurtulduğu söylendiğine göre yaklaşık olarak 160 bin kişiye şu anda ulaşıldı. Ulaşılamayan yaklaşık 90 bin kişi var. Bu 90 bin kişiye ne oldu? Bilinmiyor. Belki 90 bin kişi kayıt dışı kurtulmuş olabilir. Bu depremde özellikle küçük boylu olan çocuklar çok kurtuldu. Ama annesi babası içeride olanların çoğunun nerede oldukları belli değil. Sayılarının kaç olduğu da tam olarak bilinmiyor. Aileleri tarafından genç kızların da kayıp oldukları belirtilirken, mevki sahibi kişilerin bile kayıp olduğu duyumları alıyoruz” dedi.  

“Ölü Veya Diri Olarak Yok Olanlar Var” 

Yıkılan binaların enkaz kaldırma çalışmalarının gerçekleştirilmeye başlanmasıyla, medyaya yansıyan haberlerde kurtulan depremzedelerin, ‘bu evde üç kişi, dört kişi vardı ama yoklar şeklindeki seslenişleri ve olaylar ile karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Ercan, “İnsanlar yakınlarının enkazdan çıkmasını beklerken yok olduklarını görüyorlar. Ölü veya diri olarak yok olanlar var. Bu bir soru işareti olarak duruyor. Bu kişiler diri ise dirileri yok veya ölü iseler ölüleri yok. Böyle bir durumda eğer ölmüşler ise toza toprağa karışarak acaba yanlışlıkla kepçeyle kamyonlara mı atıldı? Bunlar bilinmiyor. Bu tür olaylarla 99 Gölcük depreminde de karşılaşılmıştır” diye konuştu. 

İvedi Bir Durum Denetimi Yoktu, Ordu Sahaya Gönderilmedi!

“Deprem insanları kış günü yakaladı, ivedi durum yönetimi yapılamadı. En geç 1 saat içerisinde kimin nerede ne yapacağının önceden planlanması gerekiyordu” diyerek değerlendirmelerine devam eden Prof. Dr. Övgün Ercan şunları söyledi: “Göçük altında kurtarılabilecek kişilerin yüzde 80’i ilk 6 saat içerisinde kurtarılır, ilk 8 ile 10 saat içerisinde yüzde 90’ına ulaşılır. Kahramanmaraş depremlerindeki ilk girişimler genellikle arama kurtarma ekipleri tarafından değil enkazdan kurtulanlar tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldı. Bu işi bilmeyen ve elinde hiçbir kurtarma aygıtı olmayan kişiler tarafından gerçekleştirildi. Beklenen sayıya ulaşılamadı. Göçükte ölü ya da diri kaydı olması gerektiği gibi tutulamadı. Bu nedenle tam rakam olarak kaç kişi öldü, kaç kişi yaşıyor bunu bilemiyoruz. AFAD’ın ve siyasilerin açıklamalarına göre; ağır yaralı yapılar ve göçük yapılar bir arada veriliyor. Göçük yapılara ilişkin rakamlar başta veriliyordu sonradan veri akışı kesildi. İlk anda 6 bin yapı göçtü bilgisi verilmişti. 6 bin göçüğe karşı 272 tane kurtarma takımı vardı. 6 bin göçük varsa, 6 bin tane kurtarma ekibi gerekirdi ama bu yoktu. İlk gün ben de ordunun göreve inmesini söyledim. Çünkü arama kurtarma takımlarında eksiklik var ise ordu bu ülkede her zaman deprem alanlarına iner. Gölcük depreminde ordu 6-7 dakika sonra deprem bölgelerindeydi. Bu depremde bunu göremedik siyasiler baştan beri varlardı diyorlar ama kimse göremedi.”

Rezidanslar Da Yıkıldı Sorun Sadece Ekonomik Mi?

Yüksek Jeofizik Mühendisi Övgün Ahmet Ercan, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası ‘deprem takdiri ilahi değil, takdiri siyasi’ yorumunu yaparak, depremler sonucu yaşanan can kayıplarının ve yıkımların fazla olmasının temelinde ekonominin yattığına işaret etmişti. Bu depremlerde lüks ve yüksek maliyetli otel, rezidans gibi yapıların da yerle bir olmasına ilişkin yorumunu sorduğumuz Ercan şöyle dedi: “Yapı yıkımlarıyla ilgili ilk açıklamalarda yıkılan yapıların yüzde 52’sinin 2000 yılı öncesinde yapılan yapılar dendi. Yüzde 48’i sonradan yapılan yapılar diye söylendi. Ama deprem yönetmeliği 2007 yılında çıkmıştır. Bu depremlerde yönetmeliğe uygun olarak yapılan ve göçen yeni yapıların oranının yüzde 1,5-2 arasında olduğu belirtildi. Birçok yapı her ne kadar deprem yönetmeliği çıktıktan sonra yapılmış olsa da 2019’da kadar yapı denetim kuruluşun maaşını üstlenici firma veriyordu. O güne kadar olan yapılarda denetim eksiklikleri var. Yapıların yüzde 20’si yerden gelen sorunlar nedeniyle yıkılır, yüzde 80’i de yapıdan gelen sorunlar nedeniyle yıkılır. Adı üzerinde yapı denetimi deniyor. Bu depremler de gösteriyor ki yer ve yapı denetim kuruluşlarının dönüşmesi gereklidir. Her yapının kimlik belgesinin, yer, yapı ve güvenlik belgelerinin çıkartılması, bunların tapulara işlenmesi gerektiğini dile getirdim. Bunlar yapılırsa yapıyı satın alacak kişiler tapu dairelerinde tüm bu niteliklere erişebilirler. Bunu başarabilirsek olay kendi kendine bir düzene girecektir.”

Ahlak Sorunu Da Var!

53 yıldır depremle uğraştığını, insanların canını kurtarmak için çabaladığını belirten Prof. Dr.  Ercan, deprem felaketinde lüks binaların, rezidansların bile yıkılmasına yönelik sorumuza şöyle yanıt verdi:”Ben canınız tehlikede diyorum, onlar da malımız diyorlar. Türkiye’nin gerçeği bu! Rezidanslar da yıkıldı hocam diyorsunuz, ama herkes malım diyor. Yapılarının şık görünmesini, iyi fiyata kiralayıp, iyi fiyata satmak istiyorlar. Sıkıntının kaynağı burasıdır. İş ahlak sorunu da var!”

İstanbul’da Oturduğu Bina Depreme Dayanıksız!

Oturacakları eve karar verirken nelere dikkat ettiklerine ilişkin sorumuza yanıt veren Prof. Dr. Ercan, İstanbul Ortaköy’de oturduğu apartmanın depreme dayanıksız olduğunu söyledi. İkamet ettiği bina ile ilgili çok sayıda incelemeyi kendi çabasıyla yaptırdığını belirten Ercan, “İstanbul’da Ortaköy’de oturuyorum. Bulunduğun yapı belli bir noktasında depreme karşı güvenli değil. Apartmanın bulunduğu dikintide yaklaşık 10 tane daire var. Ben en alt katında oturuyorum. Altımızda da garaj var. Garajlar genellikle yumuşak kattır. Ben bunu önermediğimi de çeşitli televizyon kanallarında da söyledim. Sonra bunun bir incelemesini yaptıralım dediğim zaman herkes gerek yok dedi ki komşularım profesörler, doktorlar, avukatlar, akademisyenler genel olarak. Gerek yok dediler ve ben bütün giderlerini kendim karşılayarak incelemeyi yaptırdım. Apartman toplantısı yapıldı. Benden mutlu sonucu bekliyorlar bende dedim ki ‘Oturmuş olduğumuz yapı depreme güvenli değil’, ‘Nasıl yaparsın hoca?’ dediler bende ‘Ben bir şey yapmadım yapı böyle” dedim. Tedirgin oldular, yapılarını kaybetmekten korktular. Herkes mutsuz şekilde çaylarını içmeden toplantıdan ayrıldılar. Aydın tepkisi böyleydi. Terzi kendi söküğünü dikemiyor” şeklinde yaşadıklarını anlattı.  

Bir Deprem Bilimci Ev Alırken Nelere Dikkat Eder?

İkamet edeceği evi alırken bir deprem bilimci olarak nelere dikkat ettiğini sorduğumuz Prof. Dr. Ercan şöyle konuştu: “Ben çok şeye dikkat ediyorum çünkü ben bir yapı jeofizikçisiyim. Dolayısıyla bir yapıyla ilgilendiğim zaman önce yerin özelliklerine bakıyorum. Daha sonra davranış özelliklerini belirlemek için orada sismik elektro çalışmaları, radar, titreşimcik dediğimiz, mikrotremör rezonansa geliyor mu ona bakıyorum. Daha sonra da yapının bodrum katına inip acaba donatılarda paslanma, sıva patlamaları var mı diye bakıyorum. Beton niteliğine bakmak için ultrason aldırıyorum. Bir de donatıları, sargıları ve dikme ile kiriş arasındaki bağları kontrol ediyorum. Yapının biçimine rezonansa geliyor mu, gelmiyor mu onlara bakıyorum.” 

JEOFİZİK YÜKSEK MÜHENDİSİ PROF. DR. ÖVGÜN AHMET ERCAN RÖPORTAJ’NIN İKİNCİ KISMI YARIN BSHA’DA….

 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir